Katkısız bulyon var mıdır?

Yemeklerin lezzet iksiri. Et suyu tadında olan da var tavuk suyu tadında olanı da. Pilavların vazgeçilmez katkısı, market raflarının vazgeçilmez sakini. Bu ticari gıdayla küçüklüğümden itibaren tanışıklığım olduğu için acaba içinde zararlı bir şey var mıdır diye sorgulamak aklımın ucundan bile geçmezdi. Ta ki monosodyum glutamat konusunda bilinçlenmeye başlayana kadar… Bu zararlı katkı maddesinin kullanıldığı gıdaları hayatımdan çıkarmak istememle birlikte artık bulyonlar da ilgi alanıma girdi. Çünkü piyasada hakim bulunan Knorr ve Maggi gibi markalarda glutamat mutlaka bulunuyordu.

Okumaya devam et

Sosyal Demokrat Düşünce ile Arabuluculuk Kurumu Arasındaki Kan Uyuşmazlığının Nedeni

Baro Düzlemindeki Gözlemlerim

Daha arabuluculuk sistemine ilişkin tartışmaların taze olduğu günlerde İstanbul Barosu gürleye gürleye açıklamalar yapıyor, avukatları bu büyük tehdide karşı uyanık olmaya ve mücadele etmeye çağırıyordu. Diğer yandan İstanbul Barosu arabuluculuğa karşı en güçlü çıkışı yaparak bünyesindeki “cengaverlerin” parıldama hevesini de tatmin etmeye çalışıyordu. Bundan dolduruşa gelen genç hukukçular artık neredeyse “arabuluculuk nedir” sorusuna “zararlıdır” cevabı verecek kadar şartlanmış durumdalardı.

Okumaya devam et

Devletler arabulucu olabilir mi?

Dünyanın her yerinde devletler arasında ve bir ülke içerisindeki belirgin kesimler ile devlet arasında gerginlikler yaşanabilir. Gerginlik komşu ülkelerin ve bölgede çıkarları ve beklentileri olan diğer ülkelerin ilgi alanlarına girebilir. Hatta bazen çıkar sahiplerinin sorunlu bölgeye komşu olmaları bile gerekmez. Gözler artik soruna ve gelecekte yol açabileceklerine odaklanmıştır. Sonra bir ülke ortaya çıkarak uyuşmazlıkta arabuluculuk, görüşmelere ev sahipliği yapabileceğini deklere eder. Konuyla yakından ilgilenmeyen insanlar için bu tür açıklamalar anlaşılması oldukça zor ve şaşırtıcıdır. “Yahu Norveç’in bu bölgeyle ne alakası var, neden bu soruna bir şekilde dahil olmak ister ki?” ve benzeri sorular akıllarda beliriverir.

Okumaya devam et

Erkin Koray’ı kenarından keşfetmek

Türk müziğinde emsali olmayan ve yeri doldurulamaz eserleri bulunan Erkin Koray‘ın 1970-77 yılları arasında hit olmuş şarkılarından oluşan bir albümün ABD’de yayınlandığına dair ilginç bir habere rastladım. Haberde albümün eleştirmenlerden çok olumlu yorumlar aldığı ifade ediliyordu. Albümde Türkiye’de sevilen ve daha çok bilinen şarkılar yerine daha önce hiç dinlemediğim şarkılarla karşılaşmak, Neşet Ertaş‘ın “kendim ettim, kendim buldum” türküsünü ve “hey gidi koca dünya” türküsünü bulmak beni şaşırttı. Yorumcular rock müziğin erken evrelerinden gelen bu seste Elvis Presley, Jimi Hendrix ve Beatles‘ı bulmuşlardı (!).

Okumaya devam et

Amasra ve Çeşm-i Cihan macerası

Eşimle evlilik yıl dönümümüzü geçirmek için nereden aklıma geldiyse Amasra’ya gitmeyi önerdim. Yeşili, doğayı, denizi seven karıcığım buna sevindi ve olur dedi. Amasra’nın 10 yıl önce kaldığım daireden bozma ortak tuvaletli pansiyonlarında kalmaya hiç niyetim yoktu. Bu nedenle en iyi oteli neresiyse orada kalmalıydık. Arayış tarayış sonunda Büyük Liman Otel’i buldum. Rezervasyon yaptırdım.

Okumaya devam et

Tez yazılır(mış!)

Gazetelerde, parayla yükseklisans ve hatta doktora tezi yazıldığına ilişkin çıkan son haberler üzerine Google’da yaptığım araştırma sonucunda gördüklerime inansam mı inanmasam mı bilemedim. İnanmak psikolojimde hasar yaratacağımdan inanmayasım geldi. Açan güneşi göremeden geçen 24 değil de 48 saat olması için dua ettiğim günleri; ne sıcağının ne yağmurunun ne karının keyfini çıkarabildiğim mevsimleri, kitaplara harcadığım paraları, uykusuzluklarımı, yemek yerken araba kullanırken yıkanırken uyurken alışveriş yaparken beynimin içinde gezdirdiğim ve aklımda yazmaya devam ettiğim tezimi ve bu anlatım bozukluğu dolu cümleme sığdıramadığım bir dolu sıkıntıyı, parayla tez yazdıran yazan o tezlerin danışmanlığını yapan ve jürisinde bulunanların kabuslarına sokasım ve Freddy’nin kabusu gibi her gece her gece her gece kabuslarına musallat edesim geldi.

Fetih filmi kimi fethetti

En büyük bütçeli Türk filmi, muhteşem yapım, Yunanlılar çıldırdı, tüm dünyada gösterime girdi, tarih baştan yazılıyor… Hatta Time dergisi “Türkiye’nin jeopolitik yıldızı yükselişteyken ülkenin gelmiş geçmiş en büyük filminin belki de Akdeniz dünyasının en belirleyici tarihi anını kutlaması oldukça uygun” yorumlarına yer veriyor.

Reklam kampanyasındaki abartıya kapılmadan Türk sinema sektörü açısından çoğu ilki gerçekleştiren Fetih filmini izlemeye ve keyif almaya çalıştım. Filmin basında yer alam “ilk” leri Türkiye’nin başarıya muhtaç bireylerinden birisi olarak tabii ki sevindirdi. ama bunun filmin kendisiyle de yaşanmasını, 300 Spartalı filminden çıktıktan sonra kendini savaşçılar gibi hissetmek isteyişimdeki, muhteşem yüzyıl dizisinden sonra Sultan Süleymanın kibri ve bütün hava civasını eşime satmaya yeltenmem gibi içime işlemesini isterdim.

Okumaya devam et