Ödül ve ceza; TRUMP ve Vergileri

Kaynak: Wiki Commons

Tecrübe bilgilerin anasıdır der Cervantes. İnsanların kazanma geçmişi, geleceklerini planlarken yaptıkları tercihlerini de bazen anlamsızca etkiler. Bu yazıda ABD Başkanı Donald Trump’ın geçmişinin, dünyayı etkileyen kararlarına nasıl yön verdiğini ele alacağım.

Büyükler ligine giriş

Trump müteahhit bir aileden geliyordu. Babası dar ve orta gelirliler için toplu konutlar yaparak zengin olmuş birisiydi. Evde belirgin bir disiplin ve hükmedicilik vardı. Trump ya ezilecekti ya da katlanıp zamanını bekleyecekti ki bunu seçti. New york’un banliyösünde kendisini ispat etmişti. Ama babasının liginde değil büyükler liginde oynamak istiyordu. Bu kafasını kaldırdığında gördüğü Manhattan kadar yakın ama çoğu insan bakımından bir o kadar uzaktı.

İlerlemek için sadece paranın yetmediğinin farkındaydı. Çünkü para, herkesin üstünde duramadığı huysuz bir at gibiydi. O daha çok parayı zaptetmek için güçlü olmalıydı. Bunu öğrenmenin en iyi yolu güçlülerle birlikte hareket etmekti. Birden hakkındaki suç söylentileri nedeniyle hiç sevilmeyen ama bir türlü suçlu bulunamayan kişiler ve avukatlarıyla boy göstermeye başladı. Trump Tower inşaatındaki yüklenicilerle problem yaşadığında onları baskı altına almak için çekmecesinden mafya avukatının fotoğrafını çıkarıp, bu benim arkadaşım demeye kadar işi götürecekti.

Al gülüm vergi gülüm

Hırslı kelimesini sevmeyen ama hırsla dolu olan Trump bir yandan da fırsatları kolluyordu. New York’un ve Belediyesinin 70’li yıllarda içinde bulunduğu mali çöküntü, ona fırsatların bol olduğu günler getirmişti. O günlerde New York’taki suç batağına rağmen polisler bile işten çıkarılıyor, çöp dağları hayatı çekilmez hale getiriyordu. Şehrin sokakları evsizlerle doluydu ve bu, imajını da her geçen gün kötüleştiriyordu. 1919 yılında açılan, şehrin sembollerinden iki bin odalı The Commodore Otel iflas etmek üzereydi. Trump büyükler ligi fırsatının ayağına geldiğini hissetti ve Commodore Oteli almaya girişti. Bu öyle sıradan bir satın alma değildi. Trump batan bir oteli neden alacaktı ki? Siyasetçiler bu devasa otelin batmasına ve çürüyüp gitmesine razı mıydı? Eğer Trump bu riski alacaksa desteklenmeliydi. Peki ne ile? İlk zamanlarda yapılan hesaplamalara göre 160 milyon dolarlık, şimdilerde ise 400 milyon dolarlara ulaştığı anlaşılan 40 yıllık vergi muafiyetiyle. Babasının siyasi bağlantıları yeni dostlarının da yardımıyla heyecanlı komisyon toplantılarının ardından istediği vergi muafiyetini ve oteli aldı. Yenileme 70 ila 100 milyon dolara mal oldu ve muhteşem bir açılışla Grand Hyatt adıyla hizmete girdi. Trump ödülünü almış ve şunu öğrenmişti: VERGİ önemli bir kazanma yoluydu.

Muafiyet candır

Çok güzel bir iş başarmıştı ve devam etmeliydi. Artık büyükler ligindeydi ama neden artık en büyüklerden olmasındı? Bunu yapmak için en iyi bildiği işe devam edecekti. En değerli arsaya en büyük ve görkemli binayı yapmak! Hayali buydu. Newyork’un en değerli arsasında Bonwit Teller binası bulunuyordu. Şehrin sembollerinden birisiydi ve kimse satılacağını düşünmezdi. Orayı almayı kafasına takan Trump birçok girişimde bulundu. Aldığı cevaplar hep olumsuzdu. Bir gün telefonda teklifinin kabul edildiği haberini aldı. İstemiş, ısrar etmiş ve almıştı. Derhal binayı yıkmaya girişti. Bu sırada binada bulunan değerli kabartmaların sökülmesine bile, zaman kaybetmemek için izin vermedi. Birkaç yaratık kabartması işe engel olmamalıydı. Bu arsaya Trump Tower’ı yapacaktı ve bu onun hayatının projesiydi. Sadece bir inşaat yapmıyor, dünyanın “en önemli binasını” yapıyordu. Ünlülerin konakladığı ve lobisinde asansör sırası beklediği, en pahalı markaların ve parasını saçmak isteyenler için en pahalı eşyaların bulunduğu alışveriş merkezi olacaktı. Şehrin çehresini değiştirecek, değer katacak, fakirlik havasından temizleyecekti. Trump, büyükler ligindeki ilk volesini vergi muafiyetiyle vurmuştu. Trump Tower için de çekinmeden aynısını istedi. Tepkiler gecikmedi, diğeri bir kurtarma projesiydi bu ise lüks bir yapı, vergi indirimi yapmak için bir neden yoktu. Trump’ın gerçek yüzünü gösterme zamanı gelmişti. İsteğine karşı çıkan belediye başkanı ve meclis üyelerinden gazetecilere kadar herkesi karşısına aldı, aşağılayıp hakaretler etti. Bunlar işin görünen tarafıydı. İlişkiler de kullanılmış olmalıydı ki talebinin belediye tarafından reddi üzerine başlattığı hukuk mücadelesi yüksek mahkemedeki bir üyenin oyuyla lehine sonuçlandı. Trump başarılamazı başarmış, vergi muafiyetini yine kapmıştı. Çekingen bakışları netleşmiş burnu iyice dikleşmişti.

Ödemem ama ödetirim

Trump için vergi ve onu ödememek en büyük ÖDÜL olmuştu. Onu ödemek zorunda kalmak ise CEZA. Bunu sağlamak bir beceriydi ama neticeleri umurunda değildi. O vergi ödemediği sürece, idarenin bu vergi ile vatandaşları için yapabilecekleri umurunda değildi. O kazanan, sokaktakiler ise zaten kaybedenlerdi.

Günümüzde bütün dünyayı sarsan ve Amerikalıların bile anlamakta zorlandığı gümrük vergilerini artırma furyası onun geçmişinin bir ürünüydü. Klasik Amerikan sanayisi ithal ürünler nedeniyle zorlanıyordu. Trump’ın da Amerika’yı yani halkı değil ama sanayicisini yeniden muhteşem hale getirmesi için desteklemesi gerekiyordu. Bu onun seçim kampanyasındaki en büyük vaadiydi. Çözüm ise basitti, rakiplere daha çok vergi ödetmek. Vergiler nedeniyle Amerikan sanayisi bir avantaj elde edecekti. Ama artan maliyetler iç piyasaya fiyat artışı olarak yansıyacaktı. Trump bu uyarıları hiç dikkate almadı. Çünkü vergiler nedeniyle malları daha pahalıya satın alanlar onun hiç umurunda olmamıştı. O hayatını böyle kazanmıştı.

Trump için vergi hem ödül ve hem de ceza idi. Günümüzde ise o kazanacak ya da devrilmeyecek diye cezayı tüm dünya öder oldu.

Facebook yorumları

adet yorum

Powered by Facebook Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir