Sosyal Demokrat Düşünce ile Arabuluculuk Kurumu Arasındaki Kan Uyuşmazlığının Nedeni

Baro Düzlemindeki Gözlemlerim

Daha arabuluculuk sistemine ilişkin tartışmaların taze olduğu günlerde İstanbul Barosu gürleye gürleye açıklamalar yapıyor, avukatları bu büyük tehdide karşı uyanık olmaya ve mücadele etmeye çağırıyordu. Diğer yandan İstanbul Barosu arabuluculuğa karşı en güçlü çıkışı yaparak bünyesindeki “cengaverlerin” parıldama hevesini de tatmin etmeye çalışıyordu. Bundan dolduruşa gelen genç hukukçular artık neredeyse “arabuluculuk nedir” sorusuna “zararlıdır” cevabı verecek kadar şartlanmış durumdalardı.

Kafalar çok karışıktı. Ankara Barosu staj eğitiminde her gruba verdiğim Alternatif Uyuşmazlık Çözümü (ADR) semineri benim için tedirginlik kaynağı olmuştu. Çünkü kimi gruplardaki seminer ilgiyle izleniyor ve anlatamadığım konularda çıkışta soru yağmuruna tutuluyorken, kimi gruplarda ise özellikle bizim öğrencilikte “bitli” diye tabir ettiğimiz kesim umulmadık tepkiler vererek, dersi bölerek, bana sataşarak, hatta bağıra çağıra dersi terk ederek arabuluculuğa tepki gösteriyordu. Halbuki ben diğer ADR yollarıyla birlikte arabuluculuktan da genel ilkeleri itibariyle bahsediyor, tasarıyla ilgili soru gelirse ayrıntıya giriyordum. Başlangıçta bahsettiğim tedirginliğim nedeniyle de kurumun taraftarı gibi davranmıyor, durduk yere canımı sıkmamak için suya sabuna dokunmamaya çalışıyordum.

Sorunun Kaynağına Yöneliş

İşte bu yaşadıklarım sosyal demokrat olarak geçinen kesimin arabuluculuğa olan bu ketum ve ön yargılı tepkilerinin nedenini daha dikkatle gözlememe neden oldu. Şimdilerde rahatlıkla söyleyebilirim ki tepki gösterenlerin neredeyse tamamı bir kere bile olsun tasarı metnini okumamışlardı. Buna ne gerek vardı ki. Onlar adına (ya da onların düşünce tarzıyla: toplum adına) bu metinleri ince ince okuyarak tepkileri geliştiren abi ve ablaları vardı. Sosyalizm de zaten budur: “iş bölümü”. Neden bunu yapan birileri varken okuyup kafa yorsunlar ki? Tartışmalar TBMM gündemine geldiğinde durum iyice vahimleşmişti. Demokratik düzlemde siyaset yapabilmek için kerhen demokrat olmuş sosyalistlerin okumadan geliştirdikleri bilinçsiz söylemleri artık bir orman dolusu çam deviriyordu. Emine Ülker Tarhan “kadılık geliyor” derken Kamer Genç tasarı görüşmelerinde mahalle kabadayıları arabuluculuk yapacak diyordu. Bunu dinleyen sosyalist (demokrat) gençliğin bir daha düşünmesine gerek var mı? Ağızlarda sloganlar hazır: “kadılık geliyor”, “kabadayılar arabulucu olacak”. Maalesef bu kesim kendi yarattığı bilgi kirliliğinin kurbanı ve tarih nezdinde de garibanı haline geliyordu.

Win 95 İşletim Sistemiyle Arabuluculuk Programının Çakışması

Diğer bir gözlemim ise sosyalistlerin kendilerini geliştirmek yerine bilemek için okudukları eserlerin hep aynı olması ve bu 101 sosyalist eserin okunmasından sonra bireylerin nirvanaya varmaları, artık gündemi büyüklerinin geliştirdiği sloganlardan takip etmeleri. Ben sosyalist zihinleri eski Windows versiyonlarına benzetiyorum. Mesela Windows 95’e. Uzun süreli bilgisayar kullanıcıları bilirler. Windows 95’e yeni bir program yüklemek istediğimizde korkuyla karışık bir heyecan yaşardık. Acaba 95 uyumlu mu? Acaba çakışacak mı? Eğer yeni yazılım 95 uyumlu değilse önce bilgisayarda bir tökezleme, titreme sonra “donk” diye bir ses gelir ve programın işletim sistemiyle uyumlu olmadığına dair bir mesaj alınırdı. Ben de eskimiş ideolojileri, güncellenmemiş işletim sistemlerine benzetiyorum. Onların kapasiteleri sınırlı, belirsizliklere verdikleri tepkiler ise kesin ve sert bir “hayır”dır. Bu nedenle de yeni arabuluculuk programı, sosyalizmle (Win 95) çalışan beyinlerde hata vermiş, alınan hata mesajları Emine Ülker Tarhan ve Kamer Genç’in söylemlerinde kendini bulmuştur.

Karl Marks Arabuluculuktan Bahsetmediğine Göre, Arabuluculuk Yoktur

Birey ve toplum arasındaki çıkar çatışmasında her zaman toplumun ve devlet aygıtının çıkarlarını üstün tutan sosyalist anlayışın, kişilerin kendi adlarına inisiyatif alarak kendi çıkarlarına uygun çözüm geliştirmeleri ihtimalini kabul etmesi mümkün değildir. Bu topluma ihanettir. Sen kim oluyorsun da kendini düşünebiliyorsun. Senin buna aklın yetmeyeceği gibi Karl Marks da böyle bir şeyin olabileceğini söylememiştir! Buna cüret edenler toplum adına söz söylediklerini iddia eden güç sahiplerince varlıklarına ve temsil ettikleri ortak akla tehdit olarak algılanarak, topluma “işte bizim düşmanımız” diye işaret edilir ve linç edilmesi istenir.

Sevgili Sosyal Demokratlar! Arabuluculukla Yargı Özelleşmiyor

Çünkü arabulucular yargılama yapmıyorlar. Kimse adına karar vermiyorlar. Sadece kişileri masada tutacak iletişim yöntemleriyle karşılıklı olarak konuşabilmelerini sağlıyorlar. Taraflar masadan kalkmakta veya anlaşma yapmamakta, sizin en sevdiğiniz ihtimal olan mahkemeye gitmekte her zaman serbestler.

Uyuşmazlıklar Bireyseldir ve Sahibine Aittir!

Sosyalist düşünceye göre her uyuşmazlık toplumun malıdır ve varlığı toplumun düzenine yönelmiş bir tehdittir. Uyuşmazlıkları herkese eşit uygulanan yasalara göre çözüme kavuşturmak ise sadece mahkemelerin yerine getirebileceği bir iştir. Peki, bir kişi içinde bulunduğu uyuşmazlıkla ilgili dava açmazsa o uyuşmazlık “yok” mudur? Dolayısıyla toplum düzeni bozulmamış mıdır? Sosyalizmde mutsuz çiftlerin boşanma davasını re’sen cumhuriyet savcıları mı açıyor? Dava açılmadığı sürece “kamu düzenini bozan uyuşmazlıktan” haberdar olmayan bir düşünce sisteminin, uyuşmazlıkların kaynağından haberdar olduğunu söylemek ve insanları mutlu etmeyi amaçladığını düşünmek mümkün müdür? Uyuşmazlılar üzerindeki tasarruf yetkisi onu yaşayanlara aittir! Kişi dilerse dava açarak devlet aygıtını harekete geçirir, dilerse onu dava açmayarak sürüncemede bırakır, ya da sorunu onu yaşadığı tarafla çözmeye çalışır.

“Kapitalizm tercih ediyorsa arabuluculuk zararlıdır” anlayışı yanlıştır!

Sosyalistler kapitalizmden çok çekmiştir. Zaten Win 95’e ne güzel alışmışken Win 98’i, Win XP’yi ve nihayet Win 7 ve 8’i çıkaranlar da kapitalistlerdir. Bir durdukları yerde durmazlar devamlı mazarratlık çıkarırlar, gelişim, değişim, verimlilik peşindedirler. “…Efendim en büyük kapitalistler ADR yollarını seçtiklerine göre, mahkemede dava açmadıklarına göre, bu arabuluculukta da kesin bir bit yeniği vardır ve şeytan işidir!” Herhalde söyleyemeseler de akıllarından geçen bu… Evet bir şirket mahkemede 3-5 yıl sürecek bir davasını diğer tarafla 2-3 hafta bir otel salonuna kapanarak çekişe didişe, pazarlık ederek ve nihayet istedikleri gibi anlaşarak çözüme kavuşturabileceklerse bunda ne sakınca var? Hemen şu argümanla geliyorlar: “arabulucular gelirse parası olmayan adil bir çözüme kavuşamayacak, adalet terazisi parası olandan yana eğilecek.” Sanki mahkemede dava açmak bedava! Bir işçi alacağı davasında kalender işçi avukatının ücreti ve yargılama giderlerini topladığınızda bu tutar fiilen 2.000 TL’den aşağı olamaz. Aynı uyuşmazlıkta ise bu tutar arabuluculuk için çok fazladır. Dolayısıyla “Henry Ford arabuluculuğu seviyorsa, biz sevmeyiz” anlayışı doğru değildir.

Facebook yorumları

adet yorum

Powered by Facebook Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir