Düşünüyorum, öyleyse yokum

History ve Discovery kanallarında belgesel izlemek ve ardından düşüncelere dalmak en sevdiğim işlerden birisi. Böylece bilimin verilerini hayallerim ve gizli teorilerimle eşleştirip, kendime yeni hayaller ve varoluş masalları üretme imkanı buluyorum. Kısacası oldukça kişisel ve tek kişilik felsefi dünyamı son model bilgilerle beslemek hoşuma gidiyor.

Geçenlerde izlediğim bir belgesel beni çok etkiledi. Konusu atomun yapısıydı. Buna göre atom ile çekirdeğinin büyüklükleri ve birbirlerine olan uzaklıkları hiç de lisede öğretmenimizin tahtaya çizdiği gibi değildi. Masanızdaki bilye atom çekirdeği ise onun etrafında gönen elektronlar ise içinde oturduğunuz binanın hacmi genişliğindeki bir yörüngede atomun etrafında dönmekte…

Okumaya devam et

Fikir kırıntılarından yazı yazmak

Üç günde bir kitap deviren insanlardan değilim. Bir romanı iki yılda bitiren, masası ve sehpalarının üzeri ilk yirmi sayfası okunarak terk edilen kitaplarla dolu bir insan neden yazabilir? İşin garibi yazdıklarımı bir zaman sonra okuduğumda bunları benim yazıp yazmadığım, benden sonra oturup bunları birinin elden geçirip geçirmediği konusunda şüphelere de kapılıyorum. Yazıyorum anlatıyorum, ama bunların kaynağını tam olarak bilemiyorum. Belki de olup biteni iyi gözlüyorum ve bunları gözlerimden beynime oradan da parmaklarımın ucuna gidecek yoldan sorunsuzca taşımak ve tıkandığı yerde iteklemek için kendimde güç bulabiliyorum.

Okumaya devam et

Uzaylılar bizi neden yemiyorlar?

Belki de benim hep hayalini kurduğum besin haplarını üretmeyi başarabilmişler ve mutluluk duyarak kullanıyorlardır. İşi gücü bırakıp bizim gibi geri bir yaşam formunu arada bir ziyaret ettiklerine göre burada besin aradıklarını ve ziyaretçiler gibi bizi yiyeceklerini düşünmek bana mantıklı gelmiyor. Zaten yemeye niyetleri olsa buna ufaktan başlamış olurlardı.

Okumaya devam et

Reklama maruz kalarak yaşamak ve çalışmak

Marangoz ustasına kapı açmak, Teknosa’nın yolladığı sms’i silmek, spam klasörümdeki  konulara dikkat etmemeye çalışarak silmek, yapı kredi emeklilikten arayan kızı savuşturmak, kapıdan gömlek satan kadına 10 kere hayır demek, bröşürler arasıdan faturaları ayıklamak, semirmiş bir dilenciyi kovalamak ya da kapıyı suratında kırmak arasında gidip gelmek, bu satıları yazarken garanti bankasından gelen sms’e 5 saniye dalıp bakmak.

Okumaya devam et

Besin hapları ne zaman üretilecek?

Uyandığımda o günün içime yüklediği sorumluluk gibi uyuşuk vücudum da bana bir o kadar itici geliyor. Şu doymak bilmeyen bedenim belki de yemek yemek konusunda beynimi zonklatmasa hiç yemek yememek gibi bir seçenek olsa belki de ilk razı olacak insanlardanımdır. Ne zaman bu düşünce kafamda celallense bundan bahsettiğim kişiler, yeşil bir hap içip akşama kadar tok kalmaktansa ekmeği musakkanın suyuna banarak yemenin keyfinden bahsediyorlar. Bence tek vazgeçmek istemedikleri, lezzetin beyinlerine yolladığı tatmin hissi.

Okumaya devam et

İyi yazar ve okur olmanın ipuçları

Çok iyi ve kendine özgü yazarların ortak özellikleri nelerdir.? İyi yazmak ve beğenilmek için önce bütün klasikleri ve üzerine de kabul görmüş binlercesini okumak mı gerekir? Yazmak için mi yazmalı yoksa söyleyecek bir şeyi olduğu için mi yazmalı? İnsan devamlı okuyarak kendini geliştirebilir mi? Ne kadar okumalı? İyi bir kitap okuyucusunun tarifi nedir? Yazarken nelere dikkat etmeli?

Okumaya devam et

Google hafızayı köreltiyor mu?

Bir şeyler öğrenmek için kitap okumanın ve kitaba ve bilgiye ulaşmak için kütüphaneye gitmenin veya ansiklopedi karıştırmanın gerektiği günleri düşünün… Ben o günleri görmüş birisiyim. Bilgiye ulaşmak zahmetsizleştikçe, onu bilmenin ve hafızada tutmanın da onemi gün geçtikçe azalıyor. Neden tutalım ki tekrar bulmak çok kolay. İnsan, kolay yoldan yapmayı öğrendiği hiçbir şeyin zoruna geri döndürülemez.

Okumaya devam et